smithsonian.com

Okunmaya dair çalışmalar 20 yıldan öncesine kadar gidiyor

Etrafta oldukça fazla bilimsel makale var. Bir tahmine göre her yıl yaklaşık 28.000 dergide 1,8 milyon makale yayımlanıyor. Bu makaleleri aslında kimler okuyor? 2007 yılında yapılan bir çalışmaya göre çok fazla kişi değil: çalışmayı yapanların belirttiğine göre, akademik makalelerin yarısı sadece yazarları ve dergi editörleri tarafından okunuyor.

Fakat tüm akademisyenler üç kişilik okuyucu kitlesine sahip olduğunu kabul etmiyor. Akademik okuma ve atıf alma hakkındaki araştırmaların 20 yıldan daha önceye dayandığına ilişkin hararetli bir tartışma var.

2007 yılındaki çalışmada, çalışmanın yazarları neredeyse bütün makalelerin %50’sinin yazarları, hakem ve editörlerinden başka kimse tarafından okunmadığını belirterek konuya giriyorlar. Aynı zamanda çalışmanın yazarları makalelerin %90’ının atıf almadığını iddia ediyor. Bazı akademisyenler bu rakamlar karşısında şaşırmıyor. Aaron Gordon, Pacific Standard’ta şöyle yazıyor: “Araştırma başlıklarının kendine has doğasına çok fazla odaklandığımı hatırlamıyorum, ama bir akademisyen olarak insanların ilgi alanı içinde bir başlık olması için çok fazla zaman harcandığını hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum.” Ve şöyle devam ediyor: “Akademik çevrenin anlayışı, makaleyi sadece yazan ve gözden geçirenler okusa bile bir şeyler yazmak, hiçbir şey yazmamaktan iyidir şeklinde.”

Ancak herkes bu rakamların doğruluğuna katılmıyor. Makalelerin yarısının hiç alıntı barındırmadığı iddiası ilk olarak 1990’daki bir makaleden geliyor. David P. Hamilton Science dergisinde şöyle yazıyor: “Philedelphia merkezli Bilimsel Bilgi Enstitüsü (Institute of Scientific Information – ISI) tarafından derlenen 1981 ile 1985 arasında dergilerde yayınlanan %55 oranındaki atıf almayan makalelere dair istatistikler, makaleler yayınlandıktan sadece 5 yıl sonraya ait.”

2008 yılında bir ekip bir çalışmada problemin gittikçe kötüye gittiğini iddia etti. “Daha fazla dergi çevrimiçi yayınlandığı için siteler daha yakın tarihli makalelere yönelme ve daha az sayıda dergi ve makaleye atıf yapma eğiliminde.” Fakat bazı araştırmacılar söz konusu çalışmadaki iddiaların farklı metotlar uygulanınca çok farklı sonuçlara ulaşılabildiğini savunuyor. Yazar şöyle belirtiyor: “Bizim bu olgu üzerine yaptığımız kapsamlı araştırmalar gösteriyor ki… Evans’ın iddia ettiği gibi araştırmacıların yakın tarihli ve çokça atıf yapılmış makalelere odaklanma eğiliminde olması biyomedikal bilimler, doğa bilimleri ve mühendislik veya sosyal bilimler alanlarında geçerli değil.” Bu anlayıştaki araştırmacılar örneğin çok sayıdaki eski makalenin zamanla öneminin arttığını iddia ediyor.

Makalelerin kaç kişi tarafından okunduğu ve onlara kaç atıf yapıldığı sorusu yanıtlanması oldukça kolay bir soru gibi duruyor: tek yapmanız gereken her makalenin aldığı atıfları saymak. Fakat bu tahmin ettiğinizden daha zor. Tamamıyla bu sorunun yanıtını daha etkili ve doğru olarak bulmaya odaklanmış makaleler var. 2007 yılındaki makalede dikkati çekilen nokta çalışmaların %50’sinin okunmadığı değildi. Daha çok atıf istatistikleri ve internetin akademisyenlerin makalelerini kimlerin okuduğunu ve onlara atıf yaptığını bilmelerini sağlama yollarıyla alakalıydı. “Milenyumun başından beri akademik makalelerin atıf yapma şablonlarını eşi görülmemiş hızda ve kolaylıkta araştırılmasını sağlayan Scopus, Google Akademik gibi düzinelerce veri tabanı ortaya çıktı.” diye yazıyor makalenin yazarı.

Umarım, irisi bu soruyu nasıl yanıtlamamız gerektiğini bulur. Böylece akademisyenler başka bir şey üzerine tartışmaya başlayabilirler.

Rose Eveleth

 

 

Reklamlar