KAYNAK:independent

Radio 4’ün “En Büyük Filozof” anketinde İlk 20’yi erkekler aldı. Ancak felsefe gerçekten kadınsız bir alan mı? Camille Paglia’nın iddia ettiği gibi, aksini kanıtlayacak 10 kadın vardır.

Genel olarak kadınların, felsefenin içindeki gaddar, soğuk ve analitik bir mekanda yaşamaktan erkeklerden daha rahat olduklarını düşünüyorum. Genellikle kadınlar – burada belli istisnalar vardır –  pratik, kişisel konulara daha çok ilgi duymaktadır. Kadınlar felsefe ya da matematik için yeteneksiz değildir, daha ziyade doğal ve insanın saf dışı bırakıldığı duygusuz bir alana hayatlarını adamaya erkeklerden daha isteksizdir.

Kadınlar sonunda yüksek eğitime ulaşabildiği için erkeklerin kendini gösterdiği alanlarda ve özellikle de felsefede kadınların başarı sağlamasını görmeyi bekleyeceğiz. Ancak şu an felsefe gelişmiyor; sistematik düşüncenin bir zamanlar olduğu gibi kültürel bir değeri ve saygınlığı yoktur. Dünyaya olan yaklaşımlarımızın tümü değişmiştir. Felsefe, bir zamanlar yaşamın anlamını araştırmak için titiz bir yöntem sağladığını iddia etmiş ve bir değer olarak dogmatik dinin yerini almıştır. Ancak modern zamanda din, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki eğitimli sınıflar arasında yerini kaybetmiştir ve entelektüeller, insanın cevap bulma ihtiyacını ihmal etmektedir. Şu an filozoflar saf dışı. Felsefe ün ve itibarını kaybetmiştir – bir akademik egzersizdir.

Felsefe dünyasında son derece önemli hareket, savaş sonrası Paris Jean – Paul Sartre, Albert Camus ve Simone de Beauvoir’un savunduğu varoluşçuluktu. O zamandan beri dil teorileri vardır ancak en iyi felsefede bile derin bir anlayış yoktur. Post-yapısalcılık ve post-modernizm, kaygan göreli relativizmi ile felsefe kavramını yıktı. Kimse felsefecileri umursamıyor – kültürel eleştirmenler öne geçmiştir. Medya ve gösterişli popüler kültür şu an hakim konumda ve insanlar uzlaşmak ve hayatta kalmak için yardıma ihtiyaç duymaktadır.

“Kadın felsefeci” terimi bana mantıklı gelmemektedir. Simone de Beauvoir bir filozoftan ziyade bir düşünür. Benim için bir filozof, gündelik endişelerden arındırılmış ve ızgara veya satranç tahtasındaki sayaçlar gibi terim ve kavramları değiştiren bir kişidir. Hem Simone de Beauvoir hem de benim diğer favorim Ayn Rand, etkili düşünce sistemini oldukça benimsemişler ve böylece muhteşem filozoflar listesinde yer almışlardır.

Her ne kadar onun romantik kökenini görsek de, Rand’ın teoriyi, sosyal gözlemleri ve yorumu harmanlaması oldukça özgündür. Onun sistemi geniş ve karmaşık bir yapıdadır ve haklı olarak felsefenin içeriğine dahil edilmeyi hak etmektedir. Simone de Beauvoir’ın başyapıtı (gençliğimde oldukça etkilendiğim) İkinci Cins (The Second Sex) onun melez bilincini göstermektedir. Bu felsefenin tam tanımına uymamaktadır, çünkü -gerçekte- bu soyut düşüncenin, tarihin ve antropolojinin bir birleşimidir. Biçim sorunu muhtemelen, bu iki kadının listede neden yer almadığıdır. Ancak Platon da dramatik kurgu yazarıydı -yani bu Rand’ın dışlanmasında bir temel değildir. Filozof kavramı eskidiği için öyle ya da böyle terkedilmelidir. Modern zaman düşünürleri kısmen soyut, kısmen de gerçekçi olmalıdır. Radio 4’ün anketinin kazananı Karl Marx, gerçekten baş düşünürdü. Soyut düşüncenin esiri değildi ve gözleri daima toplumun ve onun evriminin üzerindeydi. Ancak benim açımdan onun başarısızlıkları, bireye karşı olan ilgisizliğinden ve gruplara karşı gösterdiği amansız ayrıcalıktan kaynaklanmaktadır.

Kadınların hayatındaki cinsiyetçilik ve ayrımcılık ile ilgili her patlamanın, erkekler tarafından sürekli olarak kınanması can sıkıcı olmaya başlamıştır. Bugün büyük kadın filozofların eksikliği yeteneksizlik değil, felsefenin çöküşüdür. Sürekli olarak parça parça bilgilere boğulduğumuz internet çağında geleneksel olarak felsefe yapmak, ölü bir tarz olabilir. Bilgisayardaki herkes kimlik uydurma arayışında bırakılmıştır. İnternet, insan nörolojisini taklit etmektedir ve bu öncelikle genç insanların  beynini değiştirmektedir. İyi ya da kötü internet anlıktır. Felsefe, çok daha yavaş, retorik ve  resmi sorgulamanın ortadan kalktığı bir çağa aittir.

Bugünün filozofları, eskiye aittir.

Yazar, Philadelphia’daki Arts Üniversitesi’nde Beşeri Bilimler Profesörüdür. En son kitabı “Kırmak, Esmek, Yakmak: Camille Paglia Dünyanın En İyi 43 Şiirini Okuyor” şu an ortada yok.

Hannah Arendt: 1906-1975

Alman doğumlu yahudi filozof, 1933’te yahudi karşıtı propagandalar üzerine çalışması için Gestapo tarafından tutuklanmadan önce Heidegger(kısa bir süre ilişkileri vardı) altında eğitim görmüştür.

Paris’e kaçmış ve yedi yıl sonra Fransa’nın düşmesinin ardından Amerika’ya taşınmıştır. Varoluşçuluk ve St Augustine’nın düşüncesindeki ilk menfaatleri, daha politik bir farkındalık yaratmıştır. Totaliterizm’in Kökenleri(1951) ve Adolf Eichmann’ın yargılanması (İlk olarak The New Yorker’da, daha sonra 1963 yılındaki kitabı Kudüste Eichmann: Kötülük Yasağı Üzerine Bir Rapor’da yayımlanmıştır) ile tanınmaktadır. Eichmann’ın davasında idam cezası için gerekçe şudur; Eichmann dünyayı yahudilerle paylaşmak istemediği için, Yahudi devletinin de dünyayı onunla paylaşması için bir sebebi yoktur. Kant’ın Siyasi Felsefesi Üzerindeki Yansımaları gibi, üç cilt olarak planlanmış Hayatın Zihni adlı eserinin ilk iki cildi ölümünden sonra yayınlanmıştır.

İskenderiyeli Hypatia: M.Ö 370- M.S 415

400’den ölümü 415’e kadar neo-platonizmi geliştiren Plotinius’u takip etmiştir. Görünüşe göre çok iyi tanınmıştır, “Filozof”a ait yazışmaların ona ulaştığı söylenmektedir.

Ayrıca önemli bir matematikçi ve gökbilimci olan filozof, gerçekliğin ve insanlığın onları anlama yeteneğinin farklı düzeyleri ile ilgili fikir öğrettiği düşünülmektedir. Doğal dünyadaki her şeyin “birinden” kaynaklandığına ve insanların nihai gerçeği anlamak için zihinsel kapasiteden yoksun olduğuna inandığı görülmektedir. Daha sonraları tanınmaması muhtemelen eserlerinin hiçbirinin (her ne kadar bir öğrenciden gelen mektuplar olsa da) yaşamadığını yansıtmaktadır. Ancak görünen şu ki, onun etkisi şehrin hristiyan toplumuna tehdit altında hissettirmiştir – belki de kısmen bilimin değerine yaptığı vurgu nedeniyle.  Hristiyan güruh tarafından (istiridye kabuğu ile donatılmış keşişler de dahil) canice parçalandı. Hayranları onu Sokrates’e kıyasla felsefi bir şehit olarak görmektedir.

Simone de Beauvoir: 1908-1986

Sevgilisi Jean-Paul Sartre tarafından haksız yere gölgelenen Beauvoir, geleneksel felsefede eğitimini (Leibniz üzerine bir tez yazdı) feminizmin ve varoluşçuluğun radikal keşifleri üzerinde tamamlamıştır.

Fikirlerinden bazıları, örneğin insan özgürlüğü, “yokluk olan varlık” hakkındaki düşünceleri Sartre ile örtüşmektedir. Feminist ideolojisinin büyük eseri İkinci Cins (1949) gibi, en iyi felsefik çalışması Belirsizlik Ahlakı Üzerine (1948) kendi içinde önemlidir. Beauvoir kadınların tarih boyunc,a erkek normlarından bir “sapma” olduğu algısıyla – feminizm başarılı olursa kırılması gereken bir varsayımla- geride tutulduğunu iddia etmektedir.

Elizabeth Anscombe: 1919-2001

Oxbridge kökenli bir akademisyen olan, esas olarak zihin ve ahlak gibi olguların gerçek doğasını tanımlamakla ilgilenen Gertrude Elizabeth Margaret Anscombe, 20.yüzyılın seçkin İngiliz filozofu olarak görülmektedir. Sadece klasik felsefede değil aynı zamanda Roma Katolikliği ve Wittgenstein ve Frege’nin modern felsefesinde de entellektüel köklere sahiptir.
Wittgenstein’ın bir arkadaşıdır, 1953’te Wittgenstein’ın Tractatus’a girişinin yanı sıra, 1953’te Felsefe Araştırmalarının tam (ve hala hazırlanmamış) çevirisini üretmiştir. Onun, Niyet (1957) kitabının, “eylem teorisinin” kurucu belgesi olduğu düşünülmektedir. Olağanüstü titizlik gösteren analitik filozofun, iddia edildiğine göre A J Ayer’e bir zamanlar “Bu kadar hızlı konuşmazsanız, insanlar sizin zeki olduğunuzu düşünmez” demiş; filozof da “Bu kadar yavaş konuşmazsanız, insanlar sizin derin olduğunuzu düşünmez” diyerek cevaplamıştır.

Anne, Lady Conway: 1631-1679

Kabala’ya ve daha sonra Quakerism’e (bir protestan mezhebi) ilgi duyan Descartes taraftarı bir İngiliz.

Anne Finch, erkek kardeşi vasıtasıyla felsefeyi Cambridge’de Henry More altında ikinci elden okumuştur. Cinsiyeti konuyu kendi kendine çalışmaktan mahrum bırakmış, kısa ömrünün -47 yaşında vefat etti- çoğunda More ile yazışmıştır.

Madde konusu ile meşgul olmuş – durağan maddenin varlığını sorgulamış- Tanrı-temelli doğa teorisini, bireysel atomlardan oluşan, bütünleşmiş zihinsel ve bedensel düzen olarak geliştirmiştir (“Yaşam ve biçim, bir maddenin belirgin özellikleridir”)

Onun etkili olduğu kabul edilen Leibniz’i bulmuştur.Yaşayan tek eseri Antik ve Modern Felsefenin İlkeleri, ölümünden sonra1690’da (isimsiz bir şekilde) yayımlanmıştır. Şiddetli migrenlerden çekmiştir ve boşaltma işlemi olarak bilinen bir tedavi gördüğü söylenmektedir.

Sarah Margaret Fuller:1810-1850

Amerika doğumlu feminist ve metafiziğin savunucusu, 19.Yüzyıl Kadını adlı kitabı Amerika’nın ilk önemli feminist bildirisidir. Emerson’un öğrencisi olan Margaret, 1846’da Avrupa’ya taşınmadan ve İtalyan bir aristokrat ile evlenmeden önce Rhonde Adası’nda (Amerika’da bir eyalet) ve Boston’da eğitim görmüştür. İtalyan devriminden kaçtıktan sonra kocası ve oğlu ile birlikte Newyork’da Ateş Adası’nda boğulmuştur.

Susan Haack: 1945-

İngiliz doğumlu ve Miami Üniversitesi’nde felsefe ve hukuk profesörü. Temelcilik ve tutarlılık arasında bir tür Üçüncü Yol olan foundherentism olarak adlandırılan bir epistemolojik teori ileri sürmüştür (Eğer sormanız gerekiyorsa, anlamayacaksınız). Eserleri: Sapkın Mantık (1974), Mantık Felsefesi (1978),Bilim Savunması – Bilimcilik ve Alaycılık Arasındaki Mantık (2003).

Mary Wollstonecraft: 1759-1797

İngiliz feminist ve eşitlikçi, Thomas Paine ve William Godwin (kocası) ile birlikte anılmaktadır. Erkek Haklarının Gerekçelendirilmesi’nde (1790) köle ticaretine karşı çıkmaktadır; Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’nde (1792) kapakta söylediklerini yapmıştır. Evliliği “yasal kahpelik” olarak tanımlamaktadır. Monarşi, kilise ve orduya karşıdır. Geleceği Mary Shelley’i doğurduktan sonra vefat etmiştir.

Ayn Rand: 1905-1982

Tartışmacı Rus roman yazarı, filozof ve radikal kapitalist’in çalışmaları, teorileri (ve Camille Paglia) ile ünlüdür. 1924’te Amerika’ya taşınmış ve nesnelcilik olarak adlandırdığı bir bireycilik felsefesi geliştirmiştir (Yeryüzünden yaşamak için bir felsefe). En bilinen eserleri:  Hayatın Kaynağı (1935) ve Atlas Vazgeçti (1957). Tobias Wolff’un biyografisinde ortaya çıkmış ve hayatıyla ilgili 1999 yapımı filmde Helen Mirren tarafından canlandırılmıştır

.Dame Mary Warnock: 1924-

Mary Warnock, İngiliz toplumunun düşünce biçiminde, yaşayan herhangi bir erkek filozoftan daha önemli bir etkiye sahiptir. Kadınların felsefe yapma hakkının bir savunucusudur. Kraliyet komisyonu ve soruşturma komitesinin kıdemli bir üyesidir. Felsefenin Kullanımları’nı (1992) ve Kadın Filozoflar’ı (1996) yayınlamıştır.

Çeviren: Nagihan TANDOĞAN

Reklamlar