syrian_site_.jpg

Kaynak: attn.com

Çoğu insan gibi, zamanımın çoğunu internette sörf yapmakla geçiriyorum. Güncel haberlere, cinayetlere, terör saldırılarına, seçim anket sonuçlarına ve spor sonuçlarına bakıp internetten çıkıyorum.

İnternette oldukça yaygın görülen haberlere rağmen, bir hikaye ya da fotoğraf öyle etkileyiciydi ki ona kayıtsız kalamadım. Olayın içerisine girmem gerekliydi. Olay hakkında okumalar yaptım, fotoğrafı düşündüm ve hissettim. Fotoğrafta, evini yok eden hava saldırısı sonrasında  ambulansın arka koltuğunda oturan, yüzü gözü kan içinde kalmış bir 5 yaşındaki Suriyeli erkek çocuk şaşkın bir ifadeyle bakıyordu.

Onun adı Ümran Dakneş ve o yaşıyor. Bu durum bana rahatlama ve fotoğrafı kapatma nedeni verse de yapamadım. Ümran’ın üzgün, şaşırmış gözlerine bakmaktan kendimi alamadım. Sonra – belki de yaptığım insan doğasının bir sonucuydu- olayı içselleştirdim. Ya bu durum benim çocuğumun başına gelseydi? Fakat böyle bir şey olamaz. Çünkü benim çocuklarım savaş bölgesinde yaşamıyor. Yine de başka bir haberin üzerine tıklayamadım. Bu yüzden okumaya devam ettim.

  • Çalışma arkadaşlarım Michael Weiss ve James Miller’ın yazdığı The Daily Beast’te yayımlanan, savaş korkusunu kabul etmeyle ilgili bir yazı buldum. Bu yazı yayınlandığında Dünya çapında savaş karşıtlığı, birincil kaynaktan doğmuş oldu. Bu nedenle bu tür resimlerin bulunduğu yazılar sorunu çözmede “gelenekselleşmiş acı ve hüsranla elleri ovuşturmaktan” biraz daha fazla mesafe kat eder.
  • Richard Engel MSNBC’deki hikayesini sunarken, Ümran’ın fotoğrafı korkutucu fotoğraflar serisinin en son fotoğrafı olduğunu ve bu fotoğrafın sonucunda bir şeylerin değişmesi gerektiğini ama hiçbir şeyin değişmediğini ifade etti.
  • Sonra, CNN muhabiri Kate Bolduan’ın haberini sunarken gözlerinden yaşlar aktığını gördüm. Gerçek şu ki Suriye’de yaşananlar değil, muhabirin ağlaması haber oldu. Muhabirin ağlaması, yaralanmış bir çocuk resmine verilen insani tepki olarak değil de baskı altında verilen anlaşılabilir bir tepki olarak görüldü.

Biz bu felaketi önlemek için ne yapabiliriz? Ekrana binlerce kilometre öteden baksak da bu durumu çözmek için bir şeyler yapabiliriz.

Durum şu: Suriye İç Savaşı’nda yaklaşık 500.000 insan hayatını kaybetti. Yaklaşık 1.9 Milyon kişi yaralandı. Yaklaşık 4 Milyon çocuk göç etti. Daha fazla Suriyeli öldürüldü ya da ülkelerini terk etmeye zorlandı ve hala gittiği yerlerde yaşıyorlar. Birleşmiş Milletlere göre ateşkesler bir işe yaramayacak. Suriye’deki durum daha da kötüye gidecek.

20151030_Syrians_and_Iraq_refugees_arrive_at_Skala_Sykamias_Lesvos_Greece_2.jpg

Bir an için işlerin nasıl daha ne kadar kötüye gidebileceğini merak etsem de sonra Suriye’nin bölgedeki tek savaş mağduru ülke olmadığını hatırlıyorum. Öyle görünüyor ki bugün ya da yarın, burada ya da başka yerde, her zaman toprak, para, güç, petrol, intikam, devrim, sapık inançlar, cinayetlerin gerekçesi olmaya devam edecektir.

İnsanların gruplara ayrılmasını önlemenin tek politik yolu diktatörlerin bir süre daha var olması olarak görülüyor. Diktatörlerin tasfiyesi sonucunda ortaya bir iktidar boşluğu ortaya çıkar ve bu daha çok şiddete sebep olur. Arap Baharı gibi Suriye’deki hareket de bir anlık umut vaat etse de bir şekilde ülke askeri yönetim girdabına kapılıp yağmalanıyor.

Tabii ki birçok yerde yabancı devletler olaylara dahil olup şiddete destek verdi ve şiddeti körükledi. Egemen güçler önce bir ülkede bir diktatöre dayalı düzen kurarlar ve bu düzen, egemenler güçler aniden “bu diktatör çok zalim olmaya başladı bunu tasfiye etmeliyiz” deyinceye kadar devam eder. Ve bir de olayın silah ve mühimmat temini boyutu var. Bu silah ve mühimmatlar çoğu kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeleri tarafından temin edilir.

Suriye’deki yaşananlar ömrüm boyunca seyrettiğim çatışmaların ana unsurunu oluşturmasına rağmen, Orta Doğu Suriye’deki yaşananlara zar zor odaklanıyor. Şu anda 5 kıtada yaklaşık 20 farklı ülkede savaş var. Son yüzyılda Batı medeniyeti yaklaşık 187 milyon insan öldürmeyi başardı.

Biz ayrıca Soğuk Savaş gerekliliklerine uygun çalışmayı öğrendik. Soğuk Savaş Süreci boyunca Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği on bin nükleer savaş başlığını sırf birbirlerini caydırabilmek için ürettiler. İki taraf da birbirlerini tamamen imha edebilmek için çılgınca bir yarış başlattı. Bu çılgın yarışta karşı tarafı değil, kendimizi öldürmenin planlarını yaptık.

Öyle ya da böyle, kendimize zarar vermek insan tabiatının sonunu getirecektir. Şu anda yaşananlar kesinlikle insan davranışının sonucudur. İcat ettiğimiz aletlerin veya oyuncakların giderek geliştiğini düşündükçe mutlu oluruz; fakat tüm parlak zekamıza rağmen perde arkasında yaşanan soğuk savaşa bir türlü çözüm bulamıyoruz.

Tüm bu düşüncelerimle birlikte fotoğraftaki ambulansın arka koltuğunda oturan küçük çocuğa bakmaya devam ediyorum. Birden fotoğrafta baktığım şeyin insanoğlunun açgözlülüğü, şiddet tutkusu olduğunu fark ediyorum. Bunu Ümran’ın üzgün gözlerine yansıyan insanoğlunun ahmaklığından ve şaşkın yüzünden okunan çaresizliğinden çıkarıyorum.

Ümran’ın 10 yaşındaki ağabeyi bombalamadan dolayı hayatını kaybetse de, Ümran yaşıyor. Ne kadar dikkat çekmeye çalışırsam çalışayım Ümran’ın hikayesinin ancak birkaç gün daha ekranımda kalacağını biliyorum. Sonra onun yerini başka şeyler olacak.

5 Yaşındaki bir çocuk, evinin bombalandığı bir kıyımdan çekilip alınırken siz hangi ilerlemeden bahsediyorsunuz? Benim hiçbir fikrim yok. Durup düşünmem sonra da bunu yazmam gerek. İşte haykırmak yerine yapabileceğim şey bu.

Çeviren: Ömer Mert Zihni

Reklamlar