dunyayi-sarsan-aylan-bebegin-olumunun-1-yili-181414-1

Mülteci kelime olarak bir başka yere ya da ülkeye sığınan kimse, iltica eden kişi anlamına gelmekte. BM’nin tanımı ile mülteci “ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişidir.⌊1⌉

Mültecilik, hukuki bir statüdür. Her mülteci güvenli sığınma hakkına sahiptir. Fakat uluslararası koruma fiziksel güvenlikten fazlasını içerir. Mültecilere en azından ülkede yasal olarak ikamet eden diğer yabancılara sağlananlarla eşit haklar ve yardımlar verilmeli, her bireyin sahip olması gereken temel ihtiyaçlar da sağlanmalıdır. Böylece, mülteciler düşünce ve dolaşım özgürlüğü, işkenceye ve onur kırıcı muameleye tabi olmama gibi temel medeni haklardan yararlanabilirler.
Benzer biçimde, sosyal ve ekonomik haklar diğer bireylere olduğu gibi mültecilere de tanınır. Her mülteci sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelidir. Her yetişkin mülteci çalışma hakkına sahip olmalı, hiçbir mülteci çocuk okula gitmekten alıkonulmamalıdır.⌊2⌉

Mültecilik, sığınma hakkı, zulümden korunma gibi kavramların kökeni çok eskilere dayanıyor. Fakat yüzyıllardır dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan kitlesel göç hareketleri, 2012 yılından itibaren tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir sorun haline geldi. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre İkinci Dünya savaşından beri en yüksek yerinden edilmiş kişinin yaşadığı bir dönemdeyiz. Son birkaç yıl içerisinde 60 milyondan fazla insan savaşlar ve zulümler nedeniyle yer değiştirmek zorunda kaldı. Dünya genelindeki refah dağılımında görülen eşitsizlikler ve birçok ülkenin siyasal ve ekonomik açıdan istikrarsız yapıda olması, insanların daha iyi yaşam koşullarına ulaşmak ya da bulundukları ülkede yaşanan savaş, kıtlık vs. gibi olumsuzluklardan kurtulmak için göç etmelerine neden oluyor.⌊3⌉

Özellikle 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı nedeniyle mülteci sayısında patlama yaşandı. Savaştan kaçmaya çalışan insanlar öncelikle kendilerine en yakın güvenli ülkelere(Türkiye, Ürdün, Irak, Libya, Tunus) sığındılar. Ancak bu ülkelerin kendilerine sığınan Suriyelilere devamlı kalma olanakları sağlamaması ve farklı nedenlerle ekonomik olarak refah seviyesinin daha yüksek olduğu Avrupa ülkeleri ve Amerika’ya kaçış başladı.

Avrupa’ya geçişlerde önce Libya’dan Orta Akdeniz kullanılarak İtalya üzerinden Avrupa’ya geçişler revaçta iken 2015 yılının Nisan ayında Libya açıklarındaki büyük mülteci teknesinin batmasıyla rota değişti. Titanik’ten sonraki bu en büyük deniz kazasında 700 insan hayatını kaybetti. Libya veya Tunus’tan derme çatma teknelerle yola çıkarak İtalya üzerinden Avrupa’ya gitmek çok pahalı ve tehlikeli bir yol olduğu için daha ucuz ve daha az riskli Yunanistan tercih edilmeye başlandı. Ancak buna rağmen Akdeniz’de 2015’te ölenlerin sayısı 4 bine yaklaşmıştı. 2016 yılı içerisinde Akdeniz’de tekneyle Avrupa’ya kaçmak isteyen 5 bin kişi hayatını kaybetti. 2016 yılı içinde her gün ortalama 14 sığınmacının Akdeniz’de yaşamını yitirdiği belirtiliyor.⌊4⌉

Yüksek oranda riskler göze alınarak çıkılan Avrupa yolculuklarının ise sonunun hüsran olma ihtimali çok yüksek. Çünkü 1951 Cenevre Sözleşmesi ile mültecilik hakkı kabul edilmiş olmasına rağmen birçok Avrupa ülkesi Suriyeli mültecileri ülkelerine kabul etmeyeceklerini açıkladı. Bazı Avrupa ülkeleri bin-iki bin mülteci almayı kabul edeceğini söylerken Almanya gibi bazı ülkeler yalnızca eğitimli mültecileri alacaklarını belirttiler. Ülkelerin mültecileri kabul etmemelerindeki temel gerekçeleri ise güvenlik.

Lund Üniversitesinden insan hakları, mülteciler ve göç konusunda araştırmalar yapan Dr. Vladislava Stoyonova ; göç kısıtlamaları, standartları ve istisnalarından Avrupa Birliği özelinde bahsetti. Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan kanunlar ve yönetmeliklerden bahsederken çıkarılan güncel kanunların birbiriyle çatıştığından bahseden Stoyonova, genelde seyahat özgürlüğü mevcut iken özelde mültecilerin yaşadığı yerin devletler tarafından belirlendiğinden bahsetmiştir.

İkinci olarak İsveç Mülteci Destek Grubu (FARR) başkanlığı ve ELENA Derneği’nde koordinatör olarak görev yapmış Michael Willeams tarafından Avrupa Birliğinin Mülteci Politikası ve uygulamaya konulan son geçici kanundan bahsetti. Bu kanuna göre mültecilerin aile birleştirilmesinin kısıtlandığı, aile birleştirmesinin yapılabilmesi için belli şartların yerine getirilmesi ve belli bir sürenin bu şartlarda tamamlanması gerektiğini anlattı. ⌊5⌉

Avrupa ülkelerinin bu kısıtlamalarının benzeri Amerika tarafından da uygulanmaya başlandı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına seçildikten sonra ilk iş olarak Trump; Irak, Suriye, Yemen, İran, Sudan, Somali ve Libyalı mültecilerin Amerika’ya girişine ilk etapta 120 günlük yasak getirerek Suriye’den daha sonra alınacak sığınmacıların ise Hristiyan olmasına öncelik tanınacağını dile getirdi.
Kamuoyunda uzun zamandır tartışmalara neden olan, mültecilerin ülkeye kabulünü sınırlandıran ve göçmen vizelerine katı güvenlik prosedürleri getiren kararnamenin tepkilere rağmen uygulanmaya başlanmasıyla ailesiyle birlikte ABD’ye giriş yapmasına izin verilmeyen 5 yaşındaki çocuk, başkent Washington’daki Dulles Havalimanı’nda 5 saat boyunca kelepçeli tutuldu.  ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer, 5 yaşındaki çocuğun ABD için tehdit oluşturduğu için kelepçelendiğini söyledi.

“Yaş ve cinsiyetinden dolayı birinin tehdit oluşturmayacağını varsaymak yanıltıcı ve yanlış” diyen Beyaz Saray sözcüsü Spicer, “Birinin, sınırlarımızı aşarak, bize zarar verebileceği zamanı bilmiyoruz. Başkan bu an üzerinde beklemek istemiyor. Tüm olanaklarını kullanarak, mümkün olan en kısa zamanda ülkeyi korumayı ve güvenli hale getirmeyi amaçlıyor” şeklinde konuştu.⌊6⌉

Tarihi çok eskiye dayanan özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası artan ve 21. yy’da ise zirveye tırmanan mültecilik konusunda genel olarak ülkelerin tavırları aynı şekilde.  İnsan haklarını üstün, evrensel ve vazgeçilmez kabul eden birçok ülke çıkarlarıyla çatıştığında bunlardan vazgeçmekte beis görmüyor. Güvenlik ve ekonomik bahaneler öne sürülerek vatandaşlarının tepkilerini azaltmaya çalışan hükümetlerin zaman içinde bunda başarıya ulaştıkları da gerçek. Aslında tepkilerin azalmasında, insanların yanı başlarında yaşanan insanlık dramlarına kayıtsız kalmalarında en büyük etkenlerden biri Zenofobi. Kişinin yabancılardan ya da bir şekilde kendisinden farklı olan insanlardan korkmasına ve nefret etmesine verilen ad, değişik olanın tehlikeli olduğu düşüncesiyle oluşan bir korku Zenofobi.⌊7⌉ Bazen ırkçılık şeklinde ortaya çıkan bazen soykırımlara varabilen korku. Farklı olanın yaşamasına izin vermeyen, imkan vermek istemeyenlerin korkusu.

Zenofobi, sembolleştirme ile daha da artıyor. Bireyin ego için kabul edilemeyecek bazı durumları nesne veya eylemle sembolleştirip sembolü ön plana çıkarmasıdır⌊8⌉ genel olarak sembolleştirme. Farklı gruplardan gelen insanlar tek çatı altında birleştiriliyor ve bunlara tek isim veriliyor: Mülteci. Başlarda bir hakkı, bir hukuki durumu ifade etmek için kullanılan mülteci kelimesi günümüzde korkulan ve istenmeyen vatansız insanlara verilen isim. Vatansız, fakir, ülkelerimize gelip yerleşmek isteyen, kaynaklarımızdan ve olanaklarımızdan faydalanmaya çalışan insanlar, ama biz daha çok mülteci demeyi tercih ediyoruz. Mülteci diyerek insan olduklarını unutmaya, kendimizi kandırmaya çalışıyoruz. Başka bir şekilde sembolleştirerek fıtratımızda olan kendi türümüzden olanı koruma içgüdümüzü engellemeye çalışıyoruz. Daha önce zencilerin köleleştirilmesinde olduğu gibi. Ya da Amerikan askerlerinin Vietnamlıları Charlie veya Vietcong olarak isimlendirip insan olmadıklarını bir çeşit sembolleştirme yaparak unutmaya çalışmaları gibi. Zenofobi o kadar arttı ki 5 yaşındaki çocuklar tehdit olarak görülebiliyor. Mültecilerin yaşları, cinsiyetleri, fiziki durumları önemsenmiyor artık çünkü onlara bakıldığında kim oldukları ne oldukları  görülmüyor yalnızca “mülteci” oldukları görülüyor. Tıpkı Black Mirror dizisinin 3×5’inci bölümünde(SPOİLER 🙂) genetik olarak hastalıklara yatkın kişilerin beyne yerleştirilen implant yüzünden askerler tarafından zombi olarak görülmeleri gibi.

Henüz beyinlerimizde implant yok, belki bakış açılarımızı değiştirebiliriz.

  •  Madde 3- Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerini mültecilere, ırk, din veya geldikleri ülke bakımından ayırım yapmadan uygulayacaklardır.
  • Madde 4- Taraf Devletler, ülkelerindeki mültecilere, dini vecibelerini yerine getirme hürriyeti ve çocuklarının dini eğitim hürriyeti bakımından, en az vatandaşlara uyguladıkları muamele kadar uygun muamele uygulayacaklardır.(1951 Cenevre Sözleşmesi)

yazi_10894_WhatsApp-Image-2016-12-15-at-16.34.40--1-.jpegAlmanya’ da mültecilerin kaldığı yurdun önündeki reklam yazısı. “Hristiyan ol, Almanya’da kal”.⌊9⌉

Okuduğunuz için teşekkürler, görüş ve önerilerinizi yorum olarak yazarsanız sevinirim.


Barış Özcan’ın Black Mirror dizisi ve Zenofobi ile ilgili videosu için tıklayın

⌊1⌉ https://tr.m.wikipedia.org/wiki/M%C3%BClteci

⌊2⌉  http://www.unhcr.org/turkey/home.php?content=30&page=29

⌊3⌉ http://www.lacivertdergi.com/dosya/2014/10/30/insanoglunun-bitmeyen-cilesi-goc-ve-multecilik

⌊4⌉ http://www.sabah.com.tr/galeri/dunya/10-soruda-multecilik

(1951 Cenevre Sözleşmesi) http://www.danistay.gov.tr/upload/multecilerin_hukuki_durumuna_dair_sozlesme.pdf

⌊5⌉ http://www.umhd.org.tr/m/?s=148

⌊6⌉ https://tr.sputniknews.com/abd/201701311027012116-musluman-cocuga-havalimai-kelepce/

⌊7⌉ https://tr.wikipedia.org/wiki/Zenofobi

⌊8⌉ http://www.egitimpsikolojisi.com/savunma-mekanizmalari.html

⌊9⌉ http://www.umhd.org.tr/m/?s=151

Reklamlar