Pakistan ulemasından dünya çapında bir ilim adamı olan Muhammed Takî El-Osmânî, Pakistan Yüksek Mahkemesi’nde kadılık yapmış olmasıyla beraber, Karaçi Dâru’l-Ulûm Üniversitesi rektörlüğü, Bahreyn Fıkıh Kurulu Başkanlığı, Cidde İslam Fıkıh Akademisi üyeliği ve birçok mali kuruluşun denetim kurulu başkanlığı veya üyeliği görevlerini yürütmektedir. Onu “farklı” kılan en önemli husus, geçmişi bugünle güçlü biçimde irtibatlayan, bugünün problemlerine –geçmişi “zedeleyerek” veya “yok sayarak” değil, “işleterek” ve “üreterek”– dirayetle çözüm getirmesidir. Bu yazıda El-Osmânî’nin kendisine Riba hakkında sorulan bir soruya karşılık Riba’yı kısaca tanımladığı mektubunu okuyacaksınız. Fıkıh terminolojisinde Riba kavramı, dilimizdeki faiz ile eş anlamlıdır.

 

Soru: Muhterem Müftü Efendi,

Son derece yoğun olduğunuz mübarek Ramazan ayında vaktinizi aldığım için lütfen bağışlayanız. Ayrıca kendimi açık şekilde izah edemeyeceğimden çekinerek bu mektubu Urduca yerine İngilizce yazmamı da lütfen bağışlayınız.

Benim gibi insanların hakkında bilgi sahibi olmadığı veya üzerine mesai harcamadığı İslam Hukuku ve İlkeleri üzerine çalışmaktasınız. İslam hukuku ve hem de onun modern dönemde pratiği hakkında derin bilgi ve deneyim sahibi bir allâme (derin ve çok bilgili) olmanıza binâen sorumun cevabını sizden alacağımı umuyorum. Sorum yeni bir soru değil.  Faizin ya da kâr payının (şeriata göre nasıl adlandırıyorsanız öyle diyelim) dinimizdeki yeri nedir? Kendimi daha iyi ifade edebilmek için aşağıya madde madde yazacağım:

1-) Allah ve onun kutsal peygamberi (s.a.v) tarafından “Riba” temel olarak tanımlanırken haram olarak mı tanımlanıyor?

2-) Anladığım kadarıyla kişi günlük ihtiyaçlarını karşılayamayan bir muhtaç insana geri dönüşümlü para verir ve bundan kâr payı veya faiz beklerse bu Riba olarak tanımlanıyor fakat bu parayı veren kişi bunu ticaret olarak yapıyorsa, para kazanmak için yapıyorsa bu işlemi Riba olarak tanımlamamamız gerekiyor.

3-) Genellikle, kâr payının sabitlendiği takdirde bunun Riba ve dolayısıyla haram olacağı fakat eğer kazanılan kâr ile bağlantılı olursa Riba olmayacağı söylenir. Naçiz düşünceme göre burada farklılık var. Misal, 100 bin Hint rupisi olan bir adam mağaza inşa ediyor ve bunu aylık net bir bedelle kiralıyor. Diğer adam ise 100 bin Hint rupisini kredi olarak veriyor. Bu iki olay arasındaki fark nedir? Adam elinden parayı çıkarıyor, birinde mal olarak veriyor diğerinde nakit olarak. Bunun geri dönüşü niye farklı oluyor? Mağazanın kirası, mağazayı kiralayanın kârına veya zararına bağlı değil.

Bu mektup Riba’nın yerini berraklaştırmak ve düşüncemi düzeltmek içindir ve asla haramı helale çevirmek için değildir. Nihayetinde 15 yüzyıl ardından en azından inancımızın basit ilkelerine ait kavramların netleşmesi ve yanlış işlerimiz, meşrulaştırmak için bahane aramamız gerekir.

Bana kılavuz olacak değerli görüşlerinizi almak beni minnettar edecektir.

(M.A Siddiqui, Operasyon Direktörü, Matiari Sugar Mills Limited Şirketi)

 

Cevap: Mektubunuzu 27 Ocak 1997’de aldım ve cevap vermekte geciktiğim için özür dilerim. Hem yurt içinde hem yurt dışında pek yoğun işlerim sebebiyle böyle oldu. Bu gecikme için beni bağışlamanızı umuyorum. Sorduğunuz sorular hem İngilizce hem Urduca yazılan birçok kitapta ayrıntılı şekilde tartışılmıştır. Eğer Urduca yazılanlardan faydalanmak isterseniz şu kitapları okumanız için öneriyorum:

“The Questions of Interest: Mufti Shafei (r.a)”

“Islam & Modern Business: Mufti  Taqi Usmani”

Ayrıca Dr. Enver İkbal Kureyşi’nin “İslam ve Faiz Teorisi” adlı kitabından da faydalanabilirsiniz.

Kanımca bu konuya tam manasıyla vâkıf olabilmek için an azından bu kitapları okumanız (üzerine çalışmanız) icap eder. Ancak yine de buraya sorularınıza karşılık çok kısa cevaplar yazacağım:

1-) Yasaklanın herhangi bir fiilin hukuki tanımı nadiren Kuran-ı Kerim’in bizzat kendisinde bulunur. Misal, şarap yasaklanmıştır fakat (Kuran-ı Kerim’de) şarabın verilmiş bir tanımı yoktur. Aynı şekilde, zina, yalan söylemek, gıybet, rüşvet Kuran’ı Kerim’de yasaklanmıştır fakat bu fiillerin tanımları verilmemiştir. Bunun sebebi bu kavramların gayet açık olması ve hitap ettiği insanların (nuzül zamanında) tanıma ihtiyaç duymamasıdır. Aynı durum Riba için de geçerlidir. Kuran-ı Kerim’in hitap ettiği kişiler Riba kavramını tamamen anlamışlardı. Hukuki tanımı da hadislerde ve daha sonra İslam hukuk ilminde (Fıkıh) literatüründe yapılmıştır. Bu tanıma göre eğer verilen borç geri dönüşünde ek ödemeye koşullanmışsa buna faiz denir.

2-) İslam Hukuku’na göre muhtaç bir insana borç vermekle iş adamına borç vermenin arasında fark yoktur. Kaide basittir: Borç veren kişi, o kişiye yardım mı etmek istiyor yoksa kârına ortak mı olmak istiyor. Buna net olarak karar vermesi gerekir. Söylediğimiz ilk örnekte borç veren kişi, ek ödeme (faiz formunda) talebini geri çekmelidir ve ikinci örneğimizde ise o kişinin muhtemel zararına da ortak olmalıdır(Bu hâlde yardım etmek de caiz olur kâra ortak olmak da.). Kâra ortak olmayı kabul edip zarara ortak olmayı reddetmek İslam Hukuku’nda caiz değildir.

Burada dikkat edilmesi gereken diğer konu ise maddi anlamda muhtaç-zengin ayrımı yapmanın tamamen yersiz olduğudur. Misal, satıcı fakir bir kimseye bir emtiayı -aşırı olmamak kaydıyla- kâr marjıyla satıyor diye kimse bu ticari işleme alıcının fakir olmasını öne sürüp haram diyemez. Satıcıya o emtiayı bedavaya vermesini veya kâr etmeden satmasını tavsiye edebilirsiniz fakat bu kâr marjının helal olmadığı anlamına gelmez. Ek ödemeye tabi tutulan bir borcun kendisi haram değilse aynı kıyas burada da uygulanır. Böylece diyebiliriz ki; fakir bir kimseye borç veren kişi kâr payı talep ediyor diye bu işlem haram olmaz. Ticari faizi helal kabul eden modernistler dahi verdiğimiz örnekteki (fakire faizli borç vermenin) ticari işlemin Riba olduğunu ve Kuran-ı Kerim tarafından yasaklandığını söylüyorlar. Bu, Riba yasağının borçlunun fakir olup olmamasıyla bağlantısız olduğunu kanıtlamaktadır. Tüm bunlarla beraber fakir kimsenin zor durumundan yararlanmak da haramdır. Son olarak satış işlemi ile Riba işlemi temelde birbirinden farklıdır: Birincisi eşyanın satımı ile ilgilidir ikincisi ise paranın satımıyla ilgilidir.

3-) Faiz ile kira arasında bir -çok fak vardır. İslam’ın temel ilkesine göre kâr payının meşru olabilmesi için borç verenin risk altına girmesi gerekir. Bir boç işleminde alacaklı, hiçbir riske girmemektedir çünkü borçlu aldığı parayı kaybetse dahi borcunu geri ödemeye mahkumdur. Alacaklı riske girmediği için, o borçtan ek ödeme talep etmeye hakkı yoktur. Emlak kirasında ise kiralayan mülkün riskini üzerine alıyor mesela ev bir şekilde yıkılırsa buna evin sahibi yani kiralayan katlanır. Bu sebeple onun kira talep etmesi meşrudur. Diğer bir fark ise mülk her zaman yıpranma payına tabidir. Oysa para için bu söz konusu değildir. Bu sebeple mülk kirası meşru iken, parayı kiraya vermek meşru değildir.

Umarım bu kısa cevaplar kavramları en azından temel olarak da olsa izah edebilmiştir. Fakat detaylarıyla öğrenmek için yukarıda bahsettiğim kitapları okumalısınız.

Kaynak: http://muftitaqiusmani.com/en/?p=11075

 

 

 

 

Reklamlar